Consulta - Yargı Yolları

Yargı Yolları

Yargı Yolları Hakkında Detaylı bilgi için Tıklayınız.

VERGİ VE SSK UYUŞMAZLIKLARINDA YARGI ORGANLARI VE BAŞVURU MERCİLERİ

I) VERGİ DAVALARINDA BAŞVURU MERCİLERİ

·         VERGİ MAHKEMELERİ

·         BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ

·         DANIŞTAY

1. VERGİ MAHKEMELERİ

Vergi yargısında ilk derece mahkemesi olarak vergi mahkemeleri görev alırlar.Ceza ihbarnamelerine karşı 30 gün;  ödeme emirlerine karşı ise 7 gün içinde mahkemeye başvurmak gerekmektedir.Vergi mahkemesi bir başkan ile yeteri sayıda üyeden, mahkeme kurulları ise başkan ile iki üyeden oluşur. Mahkeme heyeti uyuşmazlığı inceleyecek ve karara varacaktır. Vergi Mahkemesi kararlarına karşı temyiz yolu açıktır.

2. BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ

Bölge idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin yürütmenin durdurulması hakkındaki karaları ve tek hakimle verdiği nihai kararları itiraz üzerine incelemekle görevlidir. Vergi mahkemelerinin yürütmenin durdurulması hakkındaki karalarına karşı 7 gün; tek hakimle verilen nihai kararlara karşı 30 gün içinde itiraza başvurmak gerekir. İtiraz süresi, kararın ilgiliye tebliğinden itibaren hesaplanır.Bölge idare mahkemelerinin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. Bu kararlara karşı Danıştay’a temyiz başvurusu yapma imkanı yoktur.

3. DANIŞTAY

Danıştay hem İdarenin genel düzenleyici işlemlerinde danışma ve inceleme mercii olarak hem de vergi ve idare mahkemelerinin verdiği kararları inceleyecek temyiz mercii olarak görev yapar. Danıştay, onbiri dava dairesi, ikisi idari daire olmak üzere toplam 13 daireden oluşur. Yargı görevi ifa eden 11 daireden vergi yargısında görev alan dairelerin görev dağılımları aşağıdaki gibidir:

3. Daire: Gelir, Kurumlar ve Vergi Usul Kanunu ile 6183 Sayılı Kanun’a ilişkin davalar

4. Daire: Gelir, Kurumlar ve Vergi Usul Kanunu ile 6183 Sayılı Kanun’a ilişkin davalar

7. Daire: Gümrük ve gider vergileri ile ithale ilişkin vergilere, katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, motorlu taşıtlar ve taşıt alım vergilerine, veraset ve intikal vergisine, 6183 Sayılı Kanun’a, damga vergisine ve dış seyahat harcamaları vergilerine ilişkin davalar

9. Daire: Katma değer vergisine, emlak vergisine ve emlak alım vergisine; gayrımenkul kıymet artış vergisine, köy, belediye ve özel idare vergi, resim, harç payları ile bunların diğer gelirlerine ve bunlara ait tarifelere, Harçlar Kanunu’na ve 6183 Sayılı Kanun’a ilişkin davalar

Danıştay’da bu dairelerin dışında Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu ve Danıştay İçtihatları Bileştirme Kurulu adlarında iki ayrı kurul daha vardır. Bu dairelerden ilki vergi mahkemelerinin ısrar kararlarını ve Danıştay’ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda vergi dava dairesi tarafından verilen kararları inceler.  Danıştay İçtihatları Bileştirme Kurulu’nun görevi ise Danıştay’daki tüm kurumlar arasında oluşabilecek farklı kararları tek görüş altında toplamak, kısaca “içtihatları birleştirmek”tir. Bu kurulun almış olduğu kararlar vergi mahkemelerinin aynı konuda görecekleri davalarda bağlayıcı nitelik taşır.

Vergi Mahkemesi’nin verdiği kararları Danıştay nezdinde temyiz etmek için kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay’a başvurulması gerekir.

II) SSK İDARİ PARA CEZALARINA İTİRAZ

Kabahatler Kanununun “başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinde, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir…” denilmek suretiyle itiraz edilecek makamın yönünü çizmiştir.Kabahatler Kanunu, genel Kanun belirleyiciliği ile kabahati tanımlamış, buna karşı uygulanacak idari yaptırımları ve bu idari yaptırımlara karşı itiraz ve  başvuru yolunu belirlemiş ve bu konuda “Sulh Ceza Mahkemesini” görevli kılmıştır.Bunun üzerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerekli çalışmaları yaparak idari para cezası tebligatlarında yapılması gereken değişiklikleri yapmış ve uygulamanın bu yönde olacağını, “Bakanlık Bölge Müdürlükleri” nezdinde ilan etmiştir. Aynı zamanda bu gelişmeleri takiben Maliye Bakanlığı da, Kabahatler Kanunu uyarınca verilecek idari para cezalarına ilişkin açıklamalara yer veren, “437 Seri No’lu Tahsilat Genel Tebliğini” 16 Aralık 2005 tarihli ve 26025 sayılı Resmi Gazetede yayımlayarak yürürlüğe koymuştur.

III) İDARİ PARA CEZALARININ KESİNLEŞMESİ

5326 sayılı Kanunun 27 ila 31 inci maddelerinde idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yolu, başvurunun incelenmesi, itiraz yolu, vazgeçme ve kabul ile masrafların ve vekalet ücretinin ödenmesi hususları düzenlenmiştir.Söz konusu hükümlere göre, idari yaptırım kararları;

i) Kararın ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmadığı takdirde bu sürenin bitiminde,

ii) Kanuni süresinde sulh ceza mahkemesine başvurulması halinde,

- Sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz edilmemiş ise kararın taraflara tebliğini takip eden 7 nci günün bitiminde,

- 2.000 YTL’ye kadar (bu tutar dahil) idari para cezalarına ilişkin sulh ceza mahkemesinin karar tarihinde,

iii) Sulh ceza mahkemesi kararına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz edilmesi halinde itiraz üzerine verilen karar tarihinde, 
kesinleşmektedir.

5326 sayılı Kanunla idari para cezalarına karşı başvurulacak yargı mercileri ve süreleri gibi yargılamaya ilişkin düzenleme yapıldığından, idari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda bu konuda hüküm bulunsa dahi bu hükümler uygulanmayacaktır.

IV) İDARİ PARA CEZALARININ TAHSİL ZAMANAŞIMI

6183 sayılı Kanunun 102. maddesinde “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.Zaman aşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” hükmü yer almaktadır.

5326 sayılı Kanunun “Yerine getirme zaman aşımı” başlıklı 21 inci maddesinde;

“(1) Yerine getirme zamanaşımının dolması halinde idarî para cezasına veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar artık yerine getirilemez.

(2) Yerine getirme zamanaşımı süresi;

a) Elli bin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde yedi,

b) Yirmi bin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde beş,

c) On bin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde dört,

d) On bin Türk Lirasından az idarî para cezasına karar verilmesi halinde üç yıldır.

(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin zamanaşımı süresi on yıldır.

(4) Zaman aşımı süresi, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar.

(5) Kanun hükmü gereği olarak idarî yaptırımın yerine getirilmesine başlanamaması veya yerine getirilememesi halinde zamanaşımı işlemez.” hükmü bulunmaktadır.Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, Kabahatler Kanunu kapsamındaki idari para cezalarının tahsil zamanaşımı süresi, Kanunun 21. maddesine göre tespit edilecektir.Ancak, 6183 sayılı Kanunun 103 ve 104. maddelerinde düzenlenen tahsil zamanaşımını kesen haller ile tahsil zamanaşımının işlememesi halleri ayrıca dikkate alınacaktır.5326 sayılı Kanunun 21. maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “Kanun hükmü gereği olarak idarî yaptırımın yerine getirilmesine başlanamaması veya yerine getirilememesi halinde zamanaşımı işlemez.” hükmü, idari para cezalarının kesinleşme sürecinde geçen sürede zamanaşımının işlemeyeceğini ifade etmekte olup, bu hüküm de tahsil zaman aşımının işlemeyeceği haller olarak dikkate alınacaktır.

V) DİĞER HUSUSLAR

Bilindiği gibi, 6183 sayılı Kanunda adli ve idari para cezalarının amme borçlusunun ölümü halinde terkin edilip edilmeyeceği hususunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38 inci maddesinin yedinci fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmü yer almaktadır. Anayasanın bu hükmü ile şahısların işledikleri idari veya adli suçlara istinaden gerek adli gerekse idari merciler tarafından verilen cezaların yalnızca o kişiye yönelik olarak infaz edilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.Diğer taraftan, 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;

“Ceza sorumluluğunun şahsîliği” başlıklı 20 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında “(1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” hükmü,

“Sanığın veya hükümlünün ölümü” başlıklı 64 üncü maddesinde de “(1) Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

(2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.” hükmü, yer almaktadır.

Öte yandan, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 96 ncı maddesinde de 5237 sayılı Kanunun 64 üncü maddesine paralel hüküm yer almakta idi.

Bu itibarla, Anayasanın 38 inci maddesi hükmü ile mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer verilen hükümler nedeniyle, cezaya muhatap kişinin ölümü halinde mahkemeler tarafından verilen adli para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi gerekmektedir. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş olan mahkeme kararlarının infazı gerektiğinden, bu tutarlar ve eşyalar gerek terekeden gerekse mirasçılardan aranılacaktır.Öte yandan,  5326 sayılı Kanunun 17. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince, çeşitli kanunlardaki hükümlere dayanılarak tatbik edilmesi öngörülen ve idarelerin düzenleme yapma ve ceza verme yetkileri gereğince verilen idari para cezalarının, özel kanunlarda belirlenen sürelerde ödenmemesi ve bu cezaların kesinleşmesi halinde,  takip ve tahsil işlemlerinin 6183 sayılı Kanun çerçevesinde yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.İdari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla, Anayasanın 38 inci maddesinde yer verilen “Cezaların Şahsiliği” ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir.

Örneğin, trafik para cezalarının düzenlendiği 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda, trafik para cezası verilen amme borçlusunun ölümü halinde bu amme alacağının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde bir düzenleme bulunmadığından, kendisine trafik para cezası verilen amme borçlusunun ölümü halinde bu alacak, borçlunun mirasçılarından takip edilmeksizin tahsilinden vazgeçilecektir.

Tüzel kişilere yönelik olarak verilen adli veya idari para cezalarının tüzel kişiliğin mal varlığından tahsil edilememiş olması nedeniyle, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre sorumlu tutulan ortaklar ve/veya kanuni temsilcilerin ölümü halinde, cezaya tüzel kişilik muhatap olması nedeniyle, mirası reddetmemiş mirasçılarından bu alacakların takibine devam edilecektir.